Gardiyanla Röportaj

Bayrampaşa Cezaevi Başgardiyani İle Babalar Hakkında Söyleşi

Otuz yıl cezaevlerinde gardiyanlık yapmış bir adamla ben her halükarda röportaj yapardım. Hele bu adam, adı yeraltı dünyasının babalarıyla anılan meşhur Bayrampaşa Cezaevi'nde başgardiyan olarak 21 yılını geçirmişse... Hem de Sedat Peker, Dündar Kılıç, Alaattin Çakıcı, Sedat Şahin ve daha pek çoklarını bizzat tanımışsa... Bir de mafyanın bu kadar gündemde olduğu günlerde bütün bu yaşadıklarını anlatan bir kitap yazmışsa... İsmail Oğuz'un "Babalar Koğuşu" adlı kitabı bu hafta yayımlanacak.

Bir insan niye gardiyan olur?
Valla başkasını bilmem. Iğdırlıyım ben. Askerden geldim, 23 yaşındaydım. Gazetede ilan gördüm. Kalktım geldim İstanbul'a. Bayrampaşa Cezaevi'nde imtihan oluyordu. O zamanlar devlet memurluğu çok kıymetliydi. İmtihanı kazandım. Gardiyan oldum işte. Evliydim o zaman. Askere gitmeden evlenmiştim. Bir de bebeğimiz vardı. Hanımla çocuğu bırakıp geldim buraya. O zamanlar gardiyanların dışarı çıkması yasaktı. Geceleri de cezaevinde kalıyorduk. Çarşıya filan çıkmak da yasaktı. Zaten gece diyelim 2'de nöbetin var, 4'te de var... Kalkıp nöbetini tutuyorsun. Nasıl suçluların koğuşları var, biz de işte gardiyanlar koğuşunda kalıyorduk. "Gardiyanlar Koğuşu" diye de bir kitap yazacağım zaten.

"Ünlü kabadayılara sorular sordum, röportajlar yaptım"
Bir nevi tutuklusunuz yani siz de!
Aynen öyle. Mahkumlardan daha disiplinliyiz. Yılda bir kere izne çıkıyoruz. Yılda 20 gün özgürsün yani. Tabii p***olojisi bozulan, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi'nde yatan arkadaşlarımız var. Ben de beş yıl böyle yaşadım. Sonra yeni bir düzenleme yapıldı. İki vardiya çalışmaya başladık.
O zaman karımı, çocukları filan getirdim. Şimdi üç kız, üç oğlan altı çocuk var bende.

http://www.beklentiler.com/imagess/mafya_babalari.jpg

Para kazanabiliyor muydunuz bari?

Şimdi bir gardiyan 600 milyon lira kadar kazanıyor. 30 yıl gardiyanlık yaptım. Bunun 21 yılında Bayrampaşa Cezaevi'nde başgardiyandım. 2002'de emekli oldum. Kırsal kesimde bir ev yaptım kendime. Hayatımdan memnunum.

Kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı peki? Anılarınız çok detaylı. Bunları hatırlamanız mümkün değil. Devamlı not almış olmalısınız...
Uzun yıllar önce bunu kafama koydum. Ünlü kabadayılara sorular sordum, bir nevi gazeteci gibi röportajlar yapıp sonra bunları yazdım, sakladım.

"Babalar Koğuşu"nda ünlü mafya babalarını anlatıyorsunuz. En çok kimler etkiledi sizi?
Vallahi hepsi. Kabadayısı, işadamı, savcısı, gazetecisi, yazarı, şarkıcısı hepsi kalmıştır Bayrampaşa'da. Belki ondan sevdim işimi. Sen Engin Civan'dan randevu alabilir misin, mesela! Şimdi orada öyle bir dünya oluyor ki, sohbet ediyorsun. Çıkınca da unutmuyorlar seni.

"İçerideki adam adalet bakanını değil, mafyayı tanır"
Cezaevini mafya babaları mı yönetiyor?
Yok öyle bir şey.

Ama kitapta anlatıyorsunuz. Dündar Kılıç mahkeme kurup sizi çağırmış, ifadenizi almış...
İçeride hepsinin adamı var. Cezaevi dedikoduları bunlara gidiyor. Benim için diyorlar ki, cezaevini fazla sıkıyor. Dündar Kılıç, Fevzi Öz, İdris Özbir, İbrahim Kılıç gibi kabadayılar mahkeme kurup beni çağırdılar. Gittim. "Ben görevimi yapıyorum" dedim. Dündar Kılıç, "Cezaevi ne kadar düzgün olursa insanlar da o kadar rahat yaşar. Bu devletin memurunun görevini yapmasını suç saymıyorum ben" dedi. Öbürleri de o zaman ona hak verdiler. Ben görevime döndüm.

Dündar Kılıç adalet bakanı mı sizi çağırıp iyi yönetip yönetmediğinizi soruyor.
Şimdi içerideki adam cezaevi müdürünü, adalet bakanını tanımaz, Dündar Kılıç'ı tanır.

Mafya babaları özel bir koğuşta mı kalır?
Hasımlar koğuşu vardır Bayrampaşa'da. Bütün ünlü kabadayılar kaldı bu koğuşlarda. Hiçbir ayrıcalıkları yoktur. Ayrıcalık tanıdığımız tek konu ziyaret günleridir. Öbür tutuklularla aynı gün göndermiyorduk biz bunları. Çünkü bunların düşmanı çok olur. Koğuşları çok temizdir, zengindir. Cezaevinin kantininden alışveriş yaparlar. Ne alırlarsa koğuştaki herkese alırlar. Tutukluların maddi sıkıntıları olduğu zaman yardım ederler. Çünkü hepsi birbirinin yerini kolluyor. Biri yardım yapıp öbürü yapmazsa olmaz. Raconun gereğidir bu.

Babalara gardiyanlar nasıl hitap eder?
Sedat bey, Alaattin bey diye hitap ederler.

Niye, adlarıyla hitap edilemez mi?
Edersiniz ama medeniyet gereği biz "bey" deriz. Hatta Sedat Peker'e ben sormuştum bunu. Biz "Baba filan denmesini istemeyiz" dedi. Ama kimse onlara isimleriyle hitap etmiyordu yine de. Bazı gardiyanlar "abi" diye bile hitap ediyordu.

Onlar gardiyanlara nasıl hitap ederdi?
"Başefendi", "gardiyan efendi" diyorlardı...

Kim görür onların işlerini? Mesela yemeklerini kendileri mi alırlar? Ziyaretçileri gelir mi?
Zaten yemekhaneye gidilir. Koğuşta yeniyorsa da her koğuşta fakir biri vardır para karşılığı hizmet gören, meydancı deriz ona, o yemeği dağıtır. Kabadayılar da herkesle bir yer ama belki masaya biraz daha geç oturur. Önceden yemez. Herkes yer, o ondan sonra oturur.

Ziyaretçileri?
Sedat Peker'in hiç ziyaretçisi gelmez mesela. Kendisi istemiyordu herhalde. Hiç ziyarete çıktığını görmedim. Koğuşundan da çıkmazdı pek. Eskiden Dündar Kılıç'ın filan aileleri gelirdi. Cezaevinin bozuk zamanında kendi ailelerini getirtmezler. Zaten adamlar kendilerini zor koruyorlar. Eski kabadayıların aileleri gelirdi. Yeniler pek getirtmiyorlar ailelerini. Değişiyor tabii kabadayı profili de.


Bütün kabadayılar gazete okur
Kimleri gördünüz meslek hayatınız boyunca?
Sedat Peker, Alaattin Çakıcı, Dündar Kılıç, Kürt İdris, Sedat Şahin, Hüseyin Heybetli, Kemal Sönmez... Sadece onlar değil, Nazlı Ilıcak, Çetin Altan, Erdal Atabek, Kaya Çilingiroğlu...

Kitap okuyan var mı kabadayılar arasında?
Bütün kabadayılar gazete okur. Ama son dönem kabadayıları bu Sedat Şahin, Sedat Peker onlar kitap da okuyorlar. Daha öncekiler kitap getirtmezdi. Hatta Sedat Peker'in koğuşunda iki sıra tahtadan çakılmış kitaplık bile vardı.

Hiç kadın getiren oldu mu?
Biri cezaevine kadın sokarsa öbürleri kötü görür. Bize gelinceye kadar mahkumlar kendi içlerinde böyle bir denetim yapıyorlar. Onlara ters gelir böyle bir şey. Kabadayılara da ters düşer. Hatta ziyarette mahkum kendi karısıyla bile fazla yakın konuşursa, ikaz ediyorlar. Olamaz yani.

"Kaya Çilingiroğlu ille de spor ayakkabı giyeceğim diye direndi"

Engin Civan tek başına bir odada yatıyordu. Can güvenliği için. Çok kurnazdı. Hâlâ aklı ticaretteydi. Az konuşurdu. Bir gün dedi ki, "Gel bir fon açalım. Oturma yerleri yapalım, işyerleri, kantin, ev kuralım çalışan personel için." Ama çoğunluk istemeyince fon açılmadı.
Banker Kastelli öbür tutukluların yatamayacağı en kötü yerde tek başına yattı gerçekten. Can emniyeti için. Dedik ki işadamıdır, hasmı olabilir. Medya da diyor ki "Kardeşim, kral gibi yerde yatıyor". Hatta onun için bir amirimiz sorgulandı bile. Ben de mahkemede doğruları söyledim. Kastelli de beni kafamın üstünden öptü.
Mehmet Karamehmet'in tahliye kararı geldi. Bir arkadaşı gönderdim al gel, diye. Döndü, "Ben çıkmayacağım" diyormuş. Ben gittim baktım. Yatağın üstüne yüzüstü yatmış. "Mehmet bey" dedim. "Gitmiyorum kardeşim" dedi. "Bak kardeşim, sen tahliye olmuşsun, gideceksin, kanunlar öyle diyor" dedim. "Biz seni burada tutamayız" dedim. "Gitmiyorum" diyor. "Kanunları biliyorsun, kalk git yoksa zorla çıkarırız seni" dedim. Sonradan kalktı giyindi.
Kaya Çilingiroğlu rahat yaşamış. Cezaevinin kurallarını da bilmiyor. Ziyaretçisi gelmiş, spor ayakkabısı, spor elbisesiyle gitmek istiyor. Kapıdaki görevli izin vermiyor. Koğuş dışına spor kıyafetle çıkmak yasak. Bu, kavga ediyor. Devreye girdim. "Kural budur, giyineceksin" dedim. Gitti giyindi. Babası Prof. Dr. Kaya Çilingiroğlu gelmişti ziyarete. Biz de bunu babasına şikayet ettik. "Allah sizden razı olsun. Çünkü bu bir gazeteci arkadaşa hakaret etmiş, size de hakaret etseydi hiç çıkamazdı" dedi. Biz de rapor etmedik.

Anılar;

Sedat Peker:
Koğuştan pek çıkmaz, havalandırma bahçesinde spor yapardı. Çamaşır makinesi, buzdolabı, müzik seti getirtmişti. Koğuşun genellikle dip tarafındaki ranzada yatardı. Bir gün beni çağırdı. Gazetelerde kendisiyle ilgili çıkan haberlerden şikayet etti. "Size çete reisi, baba diyorlar" dedim. "Baba filan yok. Herkesin bir babası var zaten. Hayırdır başefendi, gazeteci gibi sorular soruyorsun" dedi. Anılarımı kitap yapacağım deyince, beni destekleyen sözler söyledi.

Alaattin Çakıcı:
Çok az gördüm. Tahliyesine az kalmıştı. Tanıma fırsatım olmadı.

Kürt İdris:
Birisi bir olay işlemiş, başka koğuşa almışız. Kürt İdris'e pusula gönderiyor. "Abi, beni buradan aldır, hiçbir suçum yok." İdris arkasına "Ula oğlum ben yatağıma zor sahip çıkıyorum, ne halin varsa gör" yazmış.
Anket
 


Sizi en çok etkileyen mafya babası ?
Al Capone
Charles Luciano
Vito Cascio Ferro
Michele Navarra
Salvatore Greco
Angelo La Barbera
Gaetano Badalamenti
Luciano Leggio
Salvatore ‘Toto’ Riina
Bernardo Provazano
John Gotti
Salvatore Inzerillo
Luciano Leggio
Giuseppe Genco Russo

(Sonucu göster)


Reklam
 
 
Bugün 15 ziyaretçikişi buradaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
- - Site Gürkan DALKILIÇ Tarafından Bağımsız Olarak Yapılmıştır. -